Sevgi Dolu Bir Tanrı İnsanları Nasıl Cehenneme Gönderebilir?

Tanrı'nın Gazabı Sergileniyor
Tanrı'nın gazabı fikri bize acımasızca geliyor; geçmiş bir dönemin psikolojik olarak zarar verici bir kalıntısı gibi. Ama tıpkı insanların ahlaki sorumluluklarından kurtulmalarını, sevme yeteneklerini de ortadan kaldırmadan sağlayamayacağımız gibi, Tanrı'nın sevgisi ve Tanrı'nın yargısı birbirinden ayrılamaz. Çocukların öldürüldüğünü, kadınların tecavüze uğradığını veya insanların ırkları yüzünden dövüldüğünü gördüğünüzde hissettiğiniz öfkeyi düşünün. Köle ticaretine, Holokost'a ve küresel seks ticaretine duyduğunuz öfkeyi düşünün. Bu öfkeyi analiz ettiğinizde, kökeninde sevgi olduğunu görürsünüz. Başka ırklardan olanları insan altı varlık olarak gören hiç kimse ırksal sömürüyü umursamaz. Kadınların veya çocukların mal mülk olduğuna inanan hiç kimse cinsel istismarı umursamaz. Ve ne kadar çok seversek, öfkemiz o kadar kolay alevlenir. Çocuklarımızı en ufak bir saldırıdan bile korumak için koşarız, çünkü onları seviyoruz: Onlara zarar veren herkes öfkemizi uyandırır.
Bu sevgi kökenli öfke, Tanrı'nın kalbinde o kadar derinden kök salmış ki, sizin adalete olan bağlılığınız okyanusta bir damla gibi, bir çocuğun polis kıyafeti giymesiyle bir yüksek mahkeme yargıcının adaleti arasındaki fark gibi kalıyor. Tanrı, Hacer'in de fark ettiği gibi, gören bir Tanrı'dır (Yaratılış 16:13). Tanrı'nın Holokost'a, köle ticaretine, istismara, cinayete, zulme ve ihmale duyduğu öfke; çarmıhta İsa Mesih'in üzerine döküldü. O'nun korktuğu şey buydu, ellerindeki çiviler değil.
Ancak bu tek başına çarmıhın mantığını açıklamaz. Ödenmesi gereken bir sürü günah olsa bile, tüm öfkenin tamamen masum bir adama karşı dökülmesi neden bir fark yaratsın ki? Bu, adaletsizliğin en kötü biçimi değil mi? Çarmıhın mantığını kavrayabilmemiz için, İsa Mesih'in Tanrı ile ilişkisi ve bizimle ilişkisi içinde kim olduğunu anlamamız gerekir.
Birincisi, Kutsal Kitap’a göre, İsa Mesih, Tanrı'nın gazabının pasif kurbanı değildir. O, bizzat Tanrı'dır. Dolayısıyla, çarmıhta İsa Mesih hem cellat hem de mahkumdur. İnsanlar bazen Baba Tanrı'yı Eski Ahit ile ilişkilendirir, O’nu öfkeli ve intikamcı olarak görürler; Oğul Tanrı'yı ise (İsa Mesih) Yeni Ahit ile ilişkilendirir; O’nu sevgi, merhamet ve bağışlamayı vaaz eden biri olarak görürler. Ancak Tanrı Eski Ahit'te yargılamada bulunurken, aynı zamanda kesinlikle "acıyan, lütfeden, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin ve sadık" olandır (Mısır’dan Çıkış 34:6). O, sadakatsiz karısına merhamet üstüne merhamet gösteren sevgi dolu bir koca gibidir (Yeşaya 62:4-5), bebeğini kucaklayan ve emziren bir anne gibidir (Yeşaya 49:15), küçük çocuğunu doyuran bir baba gibidir (Hoşea 11:3-4). İsa Mesih Tanrı'nın sevgisini ve merhametini tekrar tekrar açıklarken, aynı zamanda Tanrı'nın yargısını Eski Ahit peygamberlerinden daha fazla vurgular. Ve İsa Mesih şunu açıkça belirtir: Tüm insanlığı yargılayacak olan O'dur.
Kutsal Kitap’ın son kitabı olan Vahiy bölümünde, İsa Mesih'i kurban olarak tasvir etmek için kullanılan hassas, kırılgan metafor; korkunç bir yargı imgesine dönüşüyor. Vahiy, insanların dağlara şöyle diyecekleri bir zamanı anlatıyor: “Dağlara, kayalara, “Üzerimize düşün!” dediler, “Tahtta oturanın yüzünden ve Kuzu'nun gazabından saklayın bizi! Çünkü onların gazabının büyük günü geldi. Buna kim dayanabilir?” (Vahiy 6:16-17). Tanrı'nın gazabı, Kuzu olan İsa Mesih'in gazabıdır. Yaşamış olan tek mükemmel doğru, mükemmel sevgi dolu, mükemmel masum insan; çarmıhta Tanrı'nın yargısının tüm gücüyle yüzleşti, onu içti ve kadehi attı. İncil'deki ifadeyle, cehenneme gitti.
İkincisi, İsa Mesih, çarmıhta karşı karşıya kaldığı gazabı çeken Tanrı'dan ayrılamaz olduğu gibi, biz de O’na güvenirsek, O’ndan ayrılamayız. Kilise, İsa Mesih'in bedeninin ve bunun Hristiyanlar için birbirleriyle olan ilişkisinin bir metaforudur. Ancak bu gerçeğin daha da hayati bir sonucu şudur ki, İsa Mesih'e güvenirsek; başımız gövdemizden nasıl ayrılamazsa biz de Tanrı’dan o kadar ayrılamayız.
Bu sözleri parmaklarım yazıyor. Ama bağımsız hareket etmiyorlar. Yazdıklarımı rahatsız edici bulursanız, sadece parmaklarımı suçlayamazsınız. Rahatsız hissetmenizin nedeni ben olurum. Aynı şekilde İsa Mesih, günahlarımızın bedelini ödemek için çağrılan rastgele bir seyirci değildir. O’na güvenirsek, O bizim başımız olur. Kalplerimizdeki her kötülük O’na yüklenmiş ve ölümüyle bedeli ödenmiştir, O’nun her güzel sevgi eylemi bizim hesabımıza yazılmıştır. Hepimiz Tanrı'yı reddettik ve karşılığında O’nun reddini hak ediyoruz. Yaptığımız seçim aslında şudur: Cehennemle tek başımıza yüzleşmek ya da kendimizi Mesih'e ayırmak.
Cennet ve Cehennemin Gerçek Anlamı
Cenneti ve cehennemi gönderilecek yerler olarak düşünme eğilimindeyiz. Bazıları varış noktamızın yaptıklarımıza bağlı olduğunu düşünür: Eğer genel olarak "iyi insanlar" isek, cennete gitmeyi bekleyebiliriz, Hitler ve Stalin gibi kötü insanlar ise cehennemde azap çeker. Hristiyanlar da görünüşte keyfi bir şekilde, belirli ifadelere onay vererek cennete veya vermeyerek cehenneme gideceklerini düşünür: İsa Mesih hakkında bilgi sahibi olan ve O’nun kendileri yerine öldüğüne inanacak kadar saf olanlar cennete gönderilir. Bu haberi duymayanlar, başka dini tercihleri olanlar veya dirilmiş bir adamın bu çılgın hikayesine inanmayacak kadar zeki olanlar ise keyfi olarak cehennem denilen bir yere gönderilir. Ancak Kutsal Kitap farklı bir hikaye anlatır.
Kutsal Kitap’a göre cennet, öncelikle bir yer değildir. Tanrı ile olan ilişkinin tam nimetinin sözel bir ifadesidir. Eve dönen Kaybolan Oğul’dur (Luka 15:11-32). Kocası tarafından sevinç gözyaşlarıyla kucaklanan gelindir. Yeni gökler ve yeni yeryüzüdür; burada Tanrı'nın halkı, dirilmiş bedenleriyle, dünyadaki en iyi evliliğinin bile bize ancak bir anlık bakış sunabildiği bir yakınlık düzeyinde, O'nunla sonsuza dek birlikte olacaklardır. Cennet evdir: Yeniden yaratılan yeryüzünde, Tanrı’nın halkıyla derin ilişkisinin somutlaşmış deneyimidir.
Cehennem ise bunun tam tersidir. Kaybolan Oğul’un yüzüne kapanan kapı, pişmanlık anında verilen boşanma belgesi, suçlunun hak ettiği cezayı almasıdır. Eğer İsa Mesih Yaşam Ekmeği ise, O'nu kaybetmek aç kalmak demektir. Eğer İsa Mesih Dünyanın Işığı ise, O'nu kaybetmek karanlık demektir. Eğer İsa Mesih İyi Çoban ise, O'nu kaybetmek yalnız ve kaybolmuş bir şekilde dolaşmak demektir. Eğer İsa Mesih Diriliş ve Yaşam ise, O'nu kaybetmek sonsuz ölüm demektir. Ve eğer İsa Mesih günahlarımız için kurban edilen Tanrı Kuzusu ise, O'nu kaybetmek bu bedeli kendimiz ödeyeceğiz demektir.
Klasik Rus romanı Onegin'de, hayattan bıkmış bir aristokrat olan Onegin, kırsalda masum bir genç kızla tanışır. Tatyana adındaki kız, ona aşkını sunan bir mektup yazar. Onegin cevap vermez. Tekrar karşılaştıklarında, Onegin onu reddeder, ‘Mektup dokunaklıydı’ der, ama onunla evlenmekten kısa sürede sıkılacağını söyler. Yıllar sonra, Onegin St. Petersburg'da bir partiye girer ve göz kamaştırıcı güzellikte bir kadın görür. Bu Tatyana'dır. Ama artık evlidir. Onegin ona aşık olur. Onu geri kazanmak için çaresizce çabalar. Ama Tatyana onu reddeder. Bir zamanlar kapı açıktı, ona aşkını sunmuştu. Şimdi kapalıdır.
Eğer İsa Mesih dünyanın ışığı ise, O'nu kaybetmek karanlık demektir.
Birçoğumuz için İsa Mesih'i şimdi reddetmek kolaydır. Tıpkı Tatyana'nın Onegin'e yazdığı mektuptaki gibi, O’nun teklifi dokunaklıdır. Ama biz böyle bir bağlılık olmadan daha mutlu olacağımıza inanıyoruz. O’nun yaşam tarzımızı kısıtlayacağından endişeleniyoruz, bu yüzden hayatımıza devam ediyor ve O’nu manevi kırsalda bırakıyoruz. Kutsal Kitap’ın uyardığı gibi, bir gün İsa Mesih'i tüm ihtişamıyla göreceğiz, gözlerimiz O’nun yüceliğine acı verici bir şekilde açılacak. O anda, O’nunla karşılaştırıldığında en büyük hazinelerimizin hiçbir şey olmadığını anlayacağız ve bu karardan acı bir şekilde pişman olacağız. Ama bu, Tatyana'nın Onegin'i reddetmesinden daha adaletsiz olmayacak. Eğer İsa Mesih'i şimdi kabul edersek, hayal bile edemeyeceğimiz bir yaşam doluluğunda, O’nunla sonsuza dek yaşayacağız. Eğer O’nu reddedersek, O da bir gün bizi reddedecek ve sonsuza dek yıkıma uğrayacağız. Seçim bizim. Ama gerçekten öyle mi?
Özgürlük, Yaşam ve Sevgi
Mesih ile birlik olasılığı, insanlık durumundaki son bir düğümü çözüyor: Bu, hem Hristiyanları hem de ateistleri karşı karşıya getiren bir meydan okuma. Gerçekten seçim yapma özgürlüğümüz var mı? Sam Harris, özgür iradenin bir yanılsama olduğuna inanıyor: Gerçekliğe yansıtılması imkansız bir inanç. Hristiyanlık ise bir alternatif sunuyor. Evet, eylemlerimiz koşullarımızdan (deneyimsel ve nörolojik) etkilenir, ancak yine de ahlaki özneleriz.
Birçok Kutsal Kitap metni, iradelerimizin Harris'in tanımladığına benzer bir şekilde esaret altında olduğunu öne sürüyor: İstediğimizi yapmakta özgürüz, ancak isteğin kendisini belirleyemeyiz. Pavlus, "Mesih'te dirilinceye" kadar "günahlarımızda ölü" olduğumuzu söylüyor. Ve cesetler seçim yapamaz. Ancak Harris'in dünya görüşünde gerçek bir özgür irade yokken, Hristiyan dünya görüşünde vardır. Tanrı'nın kendisi tamamen özgürdür, tıpkı tamamen canlı olduğu gibi. Ve tıpkı hayatlarımızın O’nun hayatına, sevgilerimizin O’nun sevgisine bağlı olması gibi; iradelerimiz de O’nun iradesine bağlıdır.
Bu ilişkiye dair bir ipucunu hamilelikte görüyoruz. Şu anda rahmimde olan çocuk, hayatı tamamen benimkine bağlı olsa da, gerçekten canlıdır. O, rahmimde özgürce hareket ediyor. Ama yerini kontrol edemiyor: Ben nereye gidersem, o da oraya gider. Benzer şekilde, ben de İsa Mesih’ten bağımsız olarak değil, O'nun içinde sarmalanmış olarak gerçekten yaşıyor ve gerçekten özgürüm. Ve tıpkı şu anda benden kaçmanın çocuğum için yaşam değil, ölüm anlamına geleceği gibi; Mesih'ten kaçmak da benim için özgürlük ve yaşam değil, sessizlik öncesi kısa bir kıvranma anlamına gelir. Bedenime hapsolmuş, kanıma bağımlı, bağışıklığım tarafından korunan ve sevgimde barındırılan oğlum; somut bir anlamda benimle birleşmiştir. İsa Mesih'e güvendiğim için, ben de O'na bağlıyım. İsa Mesih nereye giderse, ben de oraya giderim. O yaşarsa, ben de yaşarım. O benim ölümümü yaşadı ve cezamı üstlendi. O benim dirilişim ve hayatımdır.

Rebecca McLaughlin (Cambridge Üniversitesi Doktora derecesi), Christianity Today tarafından 2020 Yılının En Güzel Ortodoks Kitabı seçilen "Hristiyanlıkla Yüzleşmek" kitabının yazarıdır. Daha sonraki çalışmaları arasında "Her Gencin Hristiyanlık Hakkında Sorması (ve Cevaplaması) Gereken 10 Soru", "Seküler İnanç Bildirgesi" ve "Kadınların Gözünden İsa Mesih" yer almaktadır.
Bu makale, Crossway tarafından yayınlanan orijinal İngilizce makaleden izin alınarak çevrilmiştir.
Makalenin orijinali için buraya tıklayınız.

