Rab’bin Sofrası Hakkında Bilmeniz Gereken 10 Şey

1. Rab’bin Sofrası’na bedensel varlıklar olarak katılırız.
Komünyon bizi Tanrı’nın lütfuna dahil eder ve sarmalar. Bizler sadece seyirci değiliz; bir eylemde bulunuruz, bir şey yeriz ve öykünün birer katılımcısı oluruz. John Calvin, Rab’bin Sofrası’ndan defalarca Mesih’le beslendiğimiz bir şölen olarak bahseder. Şöyle der: “Ekmeğin ve şarabın fiziksel hayatı sürdürmesi gibi, canlarımız da Mesih’in bedeniyle ve kanıyla beslenir.” 1559 tarihli Fransız İnanç Bildirgesi de şunu söyler: “İsa Mesih’in bedeni ve kanı, ekmeğin ve şarabın bedeni beslemesinden az olmayacak şekilde cana yiyecek ve içecek sağlar.” Genellikle Tanrı’nın Sözü ile beslenmekten bahsederiz veya vaaz edilen Söz aracılığıyla beslenmek için dua ederiz. Aynı şekilde, Komünyon aracılığıyla da beslenebiliriz. Fiziksel yiyecek olan ekmek ve şarap bedenimizi karbonhidratla ve besinlerle doyururken; ruhsal yiyecek olarak da canımızı Mesih ile doyurur.
2. Rab’bin Sofrası, yaşamımızı sürdürmek için Tanrı’ya muhtaç olduğumuzu hatırlatır.
Sadece Komünyon değil, her öğün aslında canlılar olarak Tanrı’ya bağımlı olduğumuzun bir hatırlatıcısıdır. Kendi kendimize yetemeyiz. Yediğimiz yiyeceklerin çoğu başkaları tarafından yetiştirilir, işlenir ve pişirilir. Her gün bel bağladığımız karmaşık bir ilişkiler ağının parçasıyız. Tüm bunların arkasında ise yaratılışın ihtiyaçlarını cömertçe karşılayan sevgi dolu Yaratıcımız vardır. Bu yüzden İsa Mesih bize şöyle dua etmeyi öğretti: “Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver” (Matta 6:11). Ancak Komünyon sofrası özeldir. Çünkü Komünyon, sadece yaratılanlar olarak değil, aynı zamanda günahkârlar olarak da Tanrı’ya muhtaç olduğumuzun bir kabulüdür. Bizler O’nun Oğul’unun ölümü sayesinde yaşıyoruz. Aldığımız her lokma, kendimizi kurtaramayacağımızın bir hatırlatıcısıdır. Fiziksel yaşam için günlük ekmeğe nasıl muhtaçsak, ruhsal yaşam için de Mesih İsa’ya öyle muhtacız. Çünkü yaşam ekmeği O’dur.
3. Rab’bin Sofrası günlük yemeklerimiz için bir model olabilir.
Komünyon sofrası etrafında öğrendiğimiz ve uyguladığımız her şey, hayatımızın geri kalanına taşmalıdır. Komünyonda aldığımız lütuf, diğer insanlarla olan ilişkilerimizi şekillendirmelidir. Bunu yapmanın en temel yollarından biri sofralarımızdır. Her aile yemeğinde edilen şükür duası, Komünyon sofrasındaki lütuf odağından güç alır. Böylece her öğün bir şükran vesilesine dönüşür. Ancak Komünyon aynı zamanda yemeklerimizin birer “verme” vesilesi olmasına da yardım eder. Yemek yemek her kültürde kabulün ve dostluğun güçlü bir ifadesidir. Bu nedenle insanlarla birlikte yemek yemek, hem bir topluluk oluşturur hem de lütfu ilan eder.
4. Mesih, Kutsal Ruh aracılığıyla Rab’bin Sofrası’nda bulunur.
Komünyon sadece ekmek ve şaraptan ibaret değildir; o, bir iman topluluğu bağlamında litürji (tapınış düzeni), dualar ve Kutsal Kitap okumalarıyla bir bütündür. Mesih’in Komünyon’daki varlığını düşünürken ekmeğe ve şaraba sadece yalıtılmış birer besin gibi bakmamalıyız. Gözlerimizi kaldırmalı ve tüm yemeği bir bütün olarak görmeliyiz. Ekmek bizi sihirli bir ilaçmış gibi gizemli bir şekilde değiştirmez. Ancak sadece zihnimize hitap eden bir hatırlatıcıdan da ibaret değildir. Ekmek ve şarap, Mesih’in Kendi Ruhu aracılığıyla hazır bulunduğu daha geniş ve ortak bir eylemin parçasıdır.
5. Rab’bin Sofrası Mesih ile paydaşlık kurmanın bir yoludur.
Dolayısıyla Rab’bin Sofrası sadece bir “lütuf aracı” değildir; o bir paydaşlık (komünyon) aracıdır. Burası, Mesih ile paydaşlık kurmaya geldiğimiz, O’nunla olan birliğimizin meyvelerini taze bir şekilde deneyimlediğimiz yerdir. Yorgun, şüphe dolu, korkmuş, suçluluk hisseden, hayal kırıklığına uğramış, gururlu veya endişeli olduğumuzda ekmeğe ve şaraba geliriz. Onları Mesih ile olan birliğimizin bir işareti ve O’nunla olan paydaşlığımızın bir aracı olarak kabul ederiz. Bu yolla O, canlarımızı besler.
6. Rab’bin Sofrası bir hatırlatıcıdır.
Komünyon, Tanrı’nın Mesih’te bizim için yaptığı her şeyin düzenli bir hatırlatıcısıdır. Komünyon bir anma töreninden daha fazlasıdır. Orada gerçekleşen tek şey “hatırlamak” değildir; hatta Matta ve Markos’un Son Akşam Yemeği anlatımlarında hatırlama çağrısından bahsedilmez. Yine de Komünyon kesinlikle bir anma töreninden daha azı değildir. Hatırlamak, Rab’bin Sofrası’nın merkezi bir unsurudur. Nitekim İsa Mesih, “Beni anmak için böyle yapın” demiştir (Luka 22:19; 1. Korintliler 11:23–25). Belki de Tanrı’nın bize sadece ne yaptığını söylemesi yeterli olmalıydı. Belki de sadece birbirimize Tanrı’nın lütfunu hatırlatmamız yeterli olmalıydı. Ancak Tanrı, ne kadar zayıf olduğumuzu ve hayatın bizi ne kadar hırpalayabildiğini bilerek, Kendi lütfunun fiziksel hatırlatıcılarını su, ekmek ve şarap aracılığıyla bizlere sunmuştur.
7. Rab’bin Sofrası bağışlanma güvencesi sunar.
Komünyon, Mesih’in ölümünün geçmişteki etkisini bugüne taşır. Biz hatırlarız; ama hatırlayarak O’nun ölümünün meyvelerini kendimize mal ederiz. Geçmiş, şimdiki zamanın gerçeği haline gelir ve günahlarımızın bağışlandığından emin oluruz.
8. Rab’bin Sofrası, Tanrı’yı antlaşma vaatlerini tutmaya davet eder.
Rab’bin Sofrası’nı İsa Mesih’i “anmak için” kutladığımızda, sadece geçmişi yad etmeyiz. Tanrı’yı, Kendi antlaşma vaatlerine uygun şekilde hareket etmeye çağırırız. O’ndan, İsa Mesih’in kanı aracılığıyla günahlarımızı bağışlamasını dileriz. Rab’bin Sofrası’ndaki o anı hatırladığımızda, sanki biz de Son Akşam Yemeği’nde bulunuyormuş gibi oluruz. İsa Mesih bizimle olan antlaşmasını yeniler. Biz şarabı içerken O da antlaşmayı bizimle birlikte imzalar. Bu, O’nun antlaşma vaadi üzerine yeniden el sıkışmak gibidir.
9. Rab’bin Sofrası karakterimizi şekillendirir.
Hristiyan karakteri sadece vaazlar aracılığıyla şekillenmez. Topluluk yaşamına katılarak öğrenilen dersler, genellikle kürsüden öğrenilenler kadar etkilidir. Çünkü bunlar alışkanlık ve içgüdü haline gelen derslerdir. Bu içgüdüsel tepkiye (iyi ya da kötü) “karakter” diyoruz. Tanrısal bir karakter, olaylara içgüdüsel olarak Tanrı’nın yolunda tepki veren bir karakterdir. Bu, tekrarlanan Müjde odaklı düşüncelerin, seçimlerin ve eylemlerin birikimidir. Tanrısallık, hayatın zorluklarına karşı verdiğimiz doğal bir refleks haline gelir. Karakter gelişimi sadece teorik derslerle olmaz; Rab’bin Sofrası, Müjde merkezli bir yaşamın içgüdüsel hale gelmesinin bir yoludur. Sofra, Müjde’yi alışkanlık haline getirmemiz için Tanrı’nın verdiği araçlardan biridir. Hristiyan topluluğu içinde her hafta bu kutsal eyleme katıldıkça, sofranın temsil ettiği gerçekler içimize işler.
10. Rab’bin Sofrası geleceğe bakar.
Rab’bin Sofrası aynı zamanda Yeşaya peygamberin vaat ettiği o son sonsuz şölene işaret eder. Luka’nın Son Akşam Yemeği anlatımı, Mesih’in dönüşüne yapılan atıflarla çevrilidir (Luka 22:14–18, 28–30). İsa Mesih, “Fısıh yemeğini, Tanrı'nın Egemenliği'nde yetkinliğe erişeceği zamana dek, bir daha yemeyeceğim.” der (Luka 22:16; ayrıca 18. ayet). İsa Mesih, bu ilk sofrayı arkadaşlarıyla birlikte yemeyi nasıl büyük bir özlemle beklediyse (Luka 22:15), şimdi de gelinini (Kilise’sini) yanına alıp o sonsuz sofraya oturmayı aynı özlemle beklemektedir. Pavlus da daha sonra, Komünyon yemeğinde Rab’bin ölümünü “Rab’bin gelişine dek” ilan ettiğimizi söyler (1. Korintliler 11:26).

Tim Chester (Galler Üniversitesi Doktora) Crosslands'te teolojik çalışmalar direktörü ve manevi gelişim öğretim görevlisidir. 25 yılı aşkın süredir pastoral hizmette bulunmuş olup, aralarında A Meal with Jesus; Reforming Joy ve Michael Reeves ile birlikte yazdığı Why the Reformation Still Matters gibi kırktan fazla kitabın yazarı veya ortak yazarıdır.
Bu makale, Crossway tarafından yayınlanan orijinal İngilizce makaleden izin alınarak çevrilmiştir.
Makalenin orijinali için buraya tıklayınız.

