Neden Kutsal Kitap’ı Anlamak İçin Antlaşmaları Anlamalıyız?

Kutsal Kitap Olay Örgüsünün Omurgası
Peter Gentry ve Stephen Wellum’un savunduğu gibi, antlaşmalar hayati öneme sahiptir; çünkü onlar Kutsal Kitap’ın olay örgüsünün omurgasını oluşturur. Kutsal Kitap; yasaların, ahlaki ilkelerin ve öykülerin rastgele bir araya getirildiği bir derleme değildir. O, bir hedefi olan bir öyküdür; kurtuluşun ve Tanrı egemenliğinin öyküsüdür. Bu öykü, Tanrı’nın halkıyla yaptığı antlaşmalar aracılığıyla açılır ve ilerler. Eğer antlaşmaları anlamazsak, öykünün parçalarının nasıl birleştiğini kavrayamaz ve dolayısıyla Kutsal Kitap’ı doğru bir şekilde anlayamayız. Bunu görmenin en iyi yolu, Kutsal Yazılar’daki antlaşmalara hızlıca göz atmaktır.
Eğer antlaşmaları anlamazsak, Kutsal Kitap’ı anlayamayız.
Yaratılış Antlaşması
Tanrı dünyayı ve insanları yaratarak her şeyin egemen hükümdarı olduğunu gösterdi. Adem’i ve Havva’yı, dünya üzerinde Tanrı adına egemenlik sürmeleri için Kendi benzeyişinde, "kâhin-krallar" olarak yarattı. Onların görevi, Tanrı’nın egemenliğini tüm dünyaya yaymaktı. Tanrı’nın oğlu ve kızı olarak, Rab’be itaat ederlerse yaşam ve doğruluk içinde kalacaklardı; ancak "İyiyle Kötüyü Bilme Ağacı"ndan yememe buyruğunu çiğnerlerse lanetleneceklerdi. Diğer bir deyişle, ortada bir antlaşma bereketi ve bir antlaşma laneti vardı. Onlar yasak meyveyi yediler ve antlaşmanın lanetini deneyimlediler. Ancak, Tanrı’nın lütfu sayesinde öykü burada bitmedi; çünkü Rab, kadının soyu aracılığıyla yılanı yeneceğine dair söz verdi (Yaratılış 3:15). Başlangıçta Adem’e ve Havva’ya verilen egemenlik yetkisi, kadının soyu aracılığıyla geri verilecekti.
Nuh ile Yapılan Antlaşma
Tarih ilerledikçe, Adem ve Havva’nın günahının korkunç sonuçları açıkça görüldü. Kötülük ve yozlaşma tüm dünyayı sardı. Kadının soyu aracılığıyla vaat edilen kurtuluş uzak bir anı gibi görünüyordu. Nuh ve soyu dışındaki herkes tufanda yok oldu. Tanrı Nuh ile bir antlaşma yaparak, kadının soyu aracılığıyla gerçekleşecek kurtuluş planı tamamlanana kadar insan neslinin bir daha asla tamamen yok edilmeyeceğine dair söz verdi. Nuh, bir bakıma yeni bir dünyadaki "yeni Adem"di; böylece Adem ile yapılan yaratılış antlaşması yenilenmiş oldu. Yine de kurtuluş Nuh aracılığıyla gelmeyecekti; çünkü o da Adem gibi bir bahçede günah işledi ve insanoğlunun yüreğindeki temel kötülük devam etti.
İbrahim ile Yapılan Antlaşma
Nuh’tan sonra dünya yeniden günaha sürüklendi ve Babil Kulesi bu günahın simgesi oldu. Bu vahim durumun içinde Tanrı, İbrahim adında bir adamı çağırdı ve onunla bir antlaşma yaptı. Rab İbrahim’e toprak (Kenan), soy (İshak) ve dünyanın dört bir bucağında ulaşacak bir bereket vaat etti. İbrahim yeni bir Adem gibiydi ve Kenan da Tanrı’nın halkıyla birlikte yaşadığı yeni bir Aden olacaktı. İbrahim’in çocukları Rab’be güvenip O’na itaat ettikçe bu vaatler gerçekleşecekti. Aynı zamanda Rab, çarpıcı bir antlaşma töreniyle bu vaadin mutlaka yerine geleceğini garanti etti (Yaratılış 15). Tanrı sözünü tutacağına dair ant içti ama bunu İbrahim’in itaatkâr soyu aracılığıyla yapacaktı.
İsrail ile Yapılan Antlaşma
İsrail halkı Tanrı’nın lütfuyla Mısır’dan özgür kılındıktan sonra onlarla da bir antlaşma yapıldı. Onlar, Tanrı’nın bereketine ve egemenliğine dünyada aracılık eden "kâhin-krallar"dı. Tanrı’nın egemenlik sürdüğü ve kutsal bir halkın ortasında yaşadığı yeni bir Aden olan Kenan’da yaşayacaklardı. İsrail ile yapılan antlaşmanın şartları On Buyruk’ta özetlenmişti. Rab, itaat ederlerse bereket vaat etti; ancak Tanrı’nın buyruklarını çiğnerlerse sonuçlarına katlanacaklardı. Hatta topraktan atılacak ve sürgüne gideceklerdi.
Davut ile Yapılan Antlaşma
Yılanı ve onun soyunu yenecek olan zafer vaadi, İbrahim’in bir çocuğu aracılığıyla gelecekti (Yaratılış 3:15; 12:1–3). Ancak Tanrı’nın Davut ile yaptığı antlaşmada, bu vaadin yeni bir özelliği ortaya çıktı (2. Samuel 7). Bu yeni özellik, yılan üzerindeki zaferin bir "kral" aracılığıyla geleceğiydi. Günahı ve ölümü yenecek olan İbrahim’in çocuğu, aynı zamanda Davut’un oğlu olacaktı. Toprak ve evrensel bereket vaadi, Davut’un soyu aracılığıyla güvence altına alınacaktı. Böylece kral, yeni bir topraktaki bir tür "yeni Adem"di ve Süleyman’ın hükümdarlığı sırasında kısa bir süreliğine tüm vaatler gerçekleşecekmiş gibi göründü. Ancak Davut ile yapılan antlaşmanın da koşullu ve koşulsuz unsurları vardı. Eğer krallar yoldan saparsa, Tanrı’nın yargısıyla yüzleşeceklerdi. Tarih ilerledikçe, krallarda ve ulusta köklü bir yanlışlık olduğu gün yüzüne çıktı. Yahuda ve İsrail krallarının günahları o kadar büyüktü ki, İsrail vaat edilen topraktan sürüldü. Tanrı dünyayı bir Davut oğlu aracılığıyla dönüştüreceğine söz vermişti, ama vaat sanki geriye gidiyordu! İsrail ve Yahuda sırasıyla MÖ 722 ve 586 yıllarında topraktan atıldılar.
Tanrı’nın o büyük vaadine ne oluyordu?
Yeni Antlaşma
İsrail her şeyi mahvetmişti ve sanki yılan üzerindeki zafer vaadi geri çekilmiş gibi görünüyordu. Ancak Yaratılış 3:15’teki vaadin koşulsuz olduğunu ve Rab’bin bu zaferin İbrahim’in soyundan ve Davut’un oğlundan geleceğini garanti ettiğini hatırlıyoruz.
Yine de İsrail ile yapılan antlaşmada bir sorun vardı ve bu kanser halkın içindeydi: Tanrı’nın buyruklarını yerine getiremediler ve bu yüzden antlaşmanın lanetlerini yaşadılar. Rab halkıyla; Adem’e, İbrahim’e ve Davut’a verilen vaatleri yerine getiren "yeni bir antlaşma" yaptı (Yeremya 31:31–34). Yeni Antlaşma; gerçek İbrahim oğlu, gerçek Tanrı Oğlu, gerçek İsrail, gerçek Davut, İnsanoğlu ve Rab’bin Kulu olan İsa Mesih’te gerçekleşir. Yeni Antlaşma’nın günahların bağışlanması vaadi bizzat Mesih İsa’da yerine gelir. O, Kendi Ruhu’nu halkının üzerine dökerek onların Tanrı’nın isteğini yerine getirebilmelerini sağlar (Hezekiel 36:26–27).
İsa Mesih’e ait olan herkes O’nun soyudur; onlar İbrahim’in çocukları ve Tanrı’nın İsrail’idir. Toprak vaadi de İsa Mesih’te yerine gelir. Vaadin ilk ışığı, imanlıların dirilişini ve gelecek olan yeni yaratılışı garanti eden İsa Mesih’in dirilişidir. Yeni yaratılışta tüm dünya Tanrı’nın tapınağıdır ve tüm evren Tanrı ile Kuzu’nun birlikte yaşadığı Yeni Yeruşalim’dir (Vahiy 21–22:1-5).
Tüm uluslar ve halklar için olan evrensel bereket de İsa Mesih’te gerçekleşir. Eski Antlaşma’da Tanrı’nın halkı neredeyse sadece İsrail’den oluşuyordu; ancak Tanrı’nın İbrahim’e verdiği vaadin doluluğu artık gerçeğe dönüştü. Her oymak, dil, halk ve ulus, sonsuz yaşam için O’na güvendikçe İsa Mesih’te bereketlenir.

Thomas R. Schreiner (Fuller Teoloji Semineri Doktora) Güney Baptist Teoloji Semineri'nde Yeni Ahit Yorumu alanında James Buchanan Harrison Profesörü ve Teoloji Fakültesi'nin yardımcı dekanıdır.
Bu makale, Crossway tarafından yayınlanan orijinal İngilizce makaleden izin alınarak çevrilmiştir.
Makalenin orijinali için buraya tıklayınız.

