Kiliselerimizdeki Gizli Kanser

Acil Bir İhtiyaç
Kilisenin bugün en acil ihtiyacı nedir? Daha iyi bir liderlik mi? Daha iyi bir eğitim mi? Daha sağlıklı bağışlar mı? Doğru öğreti mi? Ahlaki dürüstlük mü? Bunların her biri kuşkusuz birer ihtiyaçtır; ancak hepsinin altında yatan çok daha hayati bir şey vardır: Müjde dürüstlüğü.
Luka 12’de, İsa’yı dinlemek için binlerce kişi toplandığında, İsa önce öğrencilerine şöyle dedi: “Ferisiler'in mayasından –yani ikiyüzlülükten– kaçının.” (Luka 12:1). Eğer bu uyarıyı halkın geneline yapmış olsaydı şaşırtıcı olmayabilirdi; ancak bunu ilk olarak, her şeylerini bırakıp O’nun ardınca giden öğrencilerine söyledi. Açıkça görülüyor ki, ikiyüzlülük -yani zihin ve yürek arasındaki dürüstlük eksikliği- onlar için bile bir tehlikeydi.
Matta, İsa'nın öğrencilerine şöyle dediğini kaydeder: “Dikkatli olun, Ferisiler'in ve Sadukiler'in mayasından kaçının!” (Matta 16:6). J. C. Ryle bu konuda şöyle bir yorum yapmıştır: “Mesih, yeryüzündeki Kilisesi’nin iki büyük belasının her zaman Ferisiler’in ve Sadukiler’in öğretisi olacağını önceden görmüştü.” Dolayısıyla, İsa’nın kilise için öngördüğü tek tehdit Ferisicilik değildi, ama belki de birincil tehdit buydu. Sonuçta Ferisicilik, bir kilisenin tamamen dinden sapmadan önce ruhsal gerileyişindeki ilk sinsi adım olan, yürekten yoksun şekilsel dindarlıktır. Başkalarının hatalarını inceleyip yakınırken gözden kaçırabileceğimiz, sürekli içimizde barınan o tehdittir.
Gizli Kanser
Cinayet, zina ve hırsızlık gibi açıkça işlenen günahları fark etmek genellikle kolaydır; ancak ikiyüzlülük, doğası gereği bir maske olduğu için tespit edilmesi zordur. İkiyüzlülük, ne olduğunun anlaşılmasını istemez; deşifre olmamak için poz verir ve aldatır. Charles Spurgeon, “İkiyüzlü, çoğu zaman Hristiyanın son derece düzgün bir taklididir.” demiştir. “Sıradan bir gözlemci için o kadar iyi bir sahtedir ki, her türlü şüpheden tamamen kurtulur.” Hamurdaki maya gibi, ikiyüzlülük de dönüştürücü bir güce sahiptir, ama neredeyse tamamen fark edilemez. İkiyüzlüler, tıpkı dışı badanalı mezarlar gibi, içleri ölü kemikleriyle dolu olsa da dışarıdan güzel görünürler (Matta 23:27).
Bu nedenle, Ferisiciliğin kilise için hâlâ bir sorun olabileceği fikrine gülüp geçmek çok kolaydır. Sonuçta bugün hiç kimse kendini “Ferisi” olarak tanımlamaz. Bu kelimeyi sadece başkalarına çamur atmak için kullanırız. O zaman bile bunu pek ciddiye almayız, çünkü “Ferisi” imgesi zihnimizde karikatürize edilmiş bir kötü karakter gibi canlanır. Birisine Ferisi demek kulağa oldukça sert ve acımasız gelir. Ancak İsa’ya göre, Ferisilerin mayası öğrenciler için açık ve gerçek bir tehlikedir. Etkileyici performansların ve lütuf müjdesini ikrar eden sözlerin altına gizlenmiş bu maya; inancın sadece imanla aklanma olduğunu harika bir şekilde açıklayan veya bir inanç ikrarını savunanların yüreklerinde olduğu kadar, en ateşli “Müjde merkezli” kişilerin yüreklerinde de pusuda bekleyebilir.
İkiyüzlülük gizli ve sessiz bir sorun olsa da, hafife alınacak bir sorun değildir. Tam bir ikiyüzlü “cehennemliktir” (Matta 23:15). Dante, İlahi Komedya’nın "Cehennem" bölümünde ikiyüzlüleri cehennemin sekizinci dairesine yerleştirerek büyük bir öngörü göstermiştir. Çünkü ikiyüzlülük, göreceğimiz üzere, Müjde’nin reddedilmesidir; tüm sinsiliğine rağmen, ikiyüzlünün hemen kınadığı bedensel günahlardan daha temelden cehennemlik bir günahtır. C. S. Lewis’in yazdığı gibi:
“Bedensel günahlar kötüdür, ama tüm günahlar arasında en az kötü olanlardır. En kötü zevkler tamamen ruhsaldır: Başkalarını haksız çıkarma, onlara hükmetme, üstten bakma, oyun bozma, arkadan konuşma, güç ve nefret. İçimde, olmaya çalışmam gereken insani benlikle rekabet eden iki şey var: Hayvani benlik ve Şeytani benlik. Şeytani benlik bu ikisinin daha kötüsüdür. İşte bu yüzden düzenli olarak kiliseye giden soğuk ve kendini beğenmiş bir dindar, cehenneme bir fahişeden çok daha yakın olabilir. Ama elbette, hiçbirinin olmaması daha iyidir.”
Zavallı, Yanlış Anlaşılmış Ferisiler mi?
Peki tüm bunlar, İsa dönemindeki tarihsel Ferisilere haksızlık etmek mi demektir? Kilise tarihi boyunca Ferisiler, doğruluğu Tanrı’dan almak yerine kendi çabalarıyla kazanmaya çalışan yasacılar ve ikiyüzlülüğün tam tanımı olarak görülmüşlerdir. Ancak son yarım yüzyılda bazı akademisyenler bu görüşü düzeltmeye ve Ferisilerin itibarını iade etmeye çalışmışlardır. Eski Antlaşma dininin bir “doğru eylemle aklanma” inancı değil, bir lütuf inancı olduğuna haklı olarak dikkat çekmişlerdir. Bu nedenle, Ferisileri bir “eylem” inancının imanalıları olarak resmetmenin haksızlık olduğunu savunmuşlardır.
Ancak Eski Antlaşma yazılarının tamamının Yeni Antlaşma ile aynı lütuf mesajını öğrettiği doğru olsa da, bu durum tüm İsraillilerin (veya bu durumda Ferisilerin) bu lütfa inandığı veya bu lütufla yaşadığı anlamına gelmez. Nitekim peygamberlerin sürekli tekrarladığı ana tema, halkın Tanrı’nın söylediklerini dinlemediğiydi. Bedenlerini sünnet ediyor olabilirlerdi, ama yüreklerini sünnet etmiyorlardı (Yasa’nın Tekrarı 10:16, 30:6; Yeremya 4:4, 9:26). Uygulamada Rab’be değil, kendilerine güveniyorlardı.
Öyleyse, İsa dönemindeki her bir Ferisinin tam bir ikiyüzlü olduğunu söylememize gerek olmasa da, O’nun, Ferisilerde tipik olan “Müjde karşıtı bir ikiyüzlülük” konusundaki ısrarına şaşırmamalıyız. Onlar kendilerini insanların önünde haklı çıkarıp yüceltiyor (Luka 16:15), kendi doğruluklarına güveniyorlardı (Luka 18:9). Pavlus, kendisi de eski bir Ferisi olarak, “özbenliğine güvenmiş” olduğunu ve “Kutsal Yasa'ya dayanan kişisel doğruluğa” sahip olduğunu, ancak artık “imana dayanan, Tanrı'dan gelen doğruluğu” aradığını yazar (Filipililer 3:4-9). Bu ikrarda, İsa’nın Ferisileri “iblisin çocukları” olarak kınamasını (Yuhanna 8:44) açıkça kabul eden bir adam görürüz. Çünkü Ferisi Saul’un ihtiyacı olan şey yeni bir yürek ve yeni bir doğruluktu.
Müjde ile İlgili Bir Sorun
Ferisiciliği, gayretli olanların küçük bir kusuru ya da sadece mizaçla ilgili bir zayıflık olarak görüp geçiştirmek kolaydır. Ferisice veya ikiyüzlü bir ruh; gururdan insanları memnun etme çabasına, grupçuluktan güç devşirmeye ve sevgisizliğe kadar o kadar bariz bir ahlaki iz bırakır ki, bunu sadece ahlaki bir sorun olarak teşhis etmek kolaydır. Oysa Ferisilerin bize gösterdiği şey, Ferisiciliğin sadece ruhsal damarların sertleşmesiyle gelen bir huysuzluk olmadığıdır. Bu, her şeyden önce teolojik bir meseledir. Ferisiler öyleydiler ve öyle davrandılar çünkü Müjde’yi reddettiler. Onların acımasızlığı, alkışlanma sevdasından ve kendilerine olan güvenleri; Kutsal Kitap’ı dinlemeyi reddetmelerinden, kendilerine ait olmayan bir doğruluğu kabul etmeyi reddetmelerinden ve yeni bir kalbe duydukları ihtiyacı görmeyi reddetmelerinden kaynaklanıyordu. Karakterleri, teolojilerinin bir dışa vurumuydu.
Kilisedeki hastalığın teolojik kökleri (kök oldukları için) genellikle görünmez kalır. Reform’a giden yıllarda da durum böyleydi. Geç Orta Çağ’da birçok kişi kilisede reform yapılması gerektiğini gördü. Manastır tarikatları kendilerini düzeltmeye çalıştı, hatta Papalık bile bazı reform girişimlerinde bulundu. Herkes budanması gereken çürük elmalar ve ölü dallar olduğunu kabul ediyordu. Ancak çoğu kişi için çözüm oldukça basit ve yüzeyseldi: Kiliseye iyi bir ahlaki temizlik yapmak. Kötüye kullanımları ortadan kaldırın, kötü davranışları temizleyin ve her şey yoluna girsin. Martin Luther’i farklı kılan şey, sorunun derinliğini fark etmesiydi. Kilisenin gerçekten dönüştürücü bir şekilde yenilenmesi ve reformu için, sorunun teolojik nedenleriyle yüzleşilmesi gerektiğini gördü. Bugün de aynı durum geçerlidir: Hristiyanların yakındığı ahlaki eksikliklerin ve ruhsal kuruluğun kökleri vardır. İhtiyacımız olan şey sadece ahlaki dürüstlük değil, Müjde dürüstlüğüdür.
Bu, doğru öğretiye bir çağrı gibi duyulabilir, ama tam olarak öyle değil. Doğru öğreti hayati derecede önemlidir, ancak Müjde dürüstlüğü ile tamamen aynı şey değildir. Çünkü “ölü bir doğru öğretiye” veya sadece görünüşte kalan bir öğretiye sahip olmak gayet mümkündür: Kağıt üzerinde gerçeği onaylayıp yürekte ve uygulamada onu reddetmek. Dürüstlük ve bütünlük ise, resmen ikrar ettiğimiz gerçeklerin bizi etkileyecek ve değiştirecek şekilde benimsenmesini gerektirir. Dürüstlük, zihin ve yürek aynı hizaya geldiğinde bulunur.
Sinclair Ferguson, ikiyüzlülüğün ikizi olan yasacılık hakkında şöyle yazar:
“Yasacılık... sadece entelektüel bir mesele değildir. Kuşkusuz öyledir; çünkü nasıl düşündüğümüz, nasıl yaşadığımızı belirler. Ancak bizler sadece soyut zihinlerden ibaret değiliz. Yasacılık aynı zamanda yürekle ve duygularla -Tanrı hakkında ne hissettiğimizle- de ilgilidir... Bu çerçevede yasacılık, özünde Tanrı’ya karşı kısıtlı bir yürek tutumunun tezahürüdür; O’na, Baba’nın kutsal sevgi karakterinin geniş bağlamını gölgeleyen olumsuz bir yasa merceğinden bakmaktır.”
Tıpkı bunun gibi, Ferisilerin mayası da hem zihin hem de duygu meselesiydi. Doğru öğretileriyle son derece gurur duyuyorlardı, ama tüm araştırmalarına rağmen ne kendi ihtiyaçlarının derinliğini ne de Tanrı’nın cömert lütfunu görebildiler. Lütuf Tanrısı’nı ikrar ettiler, ama lütfun gerçek anlamını göremediler. Tanrı’yı sadece belirli koşullara bağlı olarak seven biri olarak gördükleri için, O’nun eşsiz güzelliğini ve iyiliğini fark edemediler. Bu yüzden O’nu yürekten sevmediler, sadece sevinçsiz bir görev bilinciyle O’na hizmet etmeye çalıştılar. Kutsal Yazılar’da gördüklerini sandıkları o "tanrıyı" kopyalayarak, başkalarına karşı merhametsiz bir sertlik ve bencil bir sevgisizlik sergilediler.
Doğru öğreti hayati derecede önemlidir, ancak Müjde dürüstlüğü ile tamamen aynı şey değildir.
Dürüstlükten yoksun bir şekilde doğru öğreti görünüşünü sürdürmek gayet mümkündür. Lütuf dilini konuşabilir, ama hırçın, sert bir tavırla veya zayıf olanları aşağılayarak lütfun doğasını reddedebiliriz. Lütuf Müjdesi’nin bu kadar sinsi yollarla reddedilebiliyor olması, ne kadar zor bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu vurgular. John Calvin bazılarının, “Tanrı’nın Sözü açıkça küçümsenmedikçe veya reddedilmedikçe” bir sorun olmadığını düşündüğünü yazmıştır. Ancak böyle düşünmenin sadece içi boş ve sahte bir imanı değil, aynı zamanda günahımızın doğasına karşı bir körlüğü de ele verdiğini savunmuştur. Calvin şöyle der: “İnsan yüreğinde kibrin gizlendiği o kadar çok köşe, yalanın pusuda beklediği o kadar çok delik vardır ve aldatıcı bir ikiyüzlülükle öyle donatılmıştır ki, çoğu zaman kendini bile kandırır.”
Hem zihin hem de yürek meselesi olan Ferisilerin mayası, sadece doğru öğretiye yapılan bir çağrıyla iyileştirilemez. Hristiyan dürüstlüğü, bilgiden daha fazlasını içerir: Calvin’in dediği gibi, “Tanrı’nın babacan sevgisine dair derinden kök salmış bir ikna.” Yine de Ferisicilik, öncelikle teolojik bir meseleydi ve öyle kalmaya devam ediyor. İşin içinde zihinden fazlası vardır, ama zihin dışında değildir.
Hastalığı Tedavi Etmek
Müjdeler’de İsa, Ferisilerin yaptığı üç temel teolojik hatayı açıklar:
Kutsal Yazılara yaklaşımları
Kurtuluş anlayışları
Yeniden doğuşu göz ardı etmeleri
Yani Müjde’nin üç temel esası olan vahiy, kurtuluş ve yeniden doğuş anlayışlarında yanılmışlardı. Bunlar:
Baba’nın Kutsal Kitap’taki vahyi
Oğul’un Müjde’deki kurtarışı
Ruh’un yüreklerimizi yenilemesi
Bu üç esas; Müjde’nin Kutsal Kitap’a dayalı, Üçlü Birlik merkezli ve inanç bildirgelerine uygun anlayışının üç temel alanını oluşturur. Ferisicilik hastalığını teşhis etmek ve günümüzdeki evanjelik topluluklarda birinci yüzyıl Ferisiciliğine çok benzeyen derin içsel sorunlarla başa çıkmak için iyi bir şablondur. Temel iç meselelerimizin (tarafgirliğimizden pragmatizmimize kadar), bu Müjde esaslarına karşı dürüstlükten yoksun olmamızla ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu göstermeyi umuyorum.
Luther’in gördüğü gibi, kilisenin gerçek reformu sadece ahlaki bir arınmadan fazlasını gerektirir. Müjde’yi gerektirir. Müjde olmadan reform çabalarımız yüzeysel kalacaktır. Puritan Richard Baxter’ın dediği gibi:
“Birkaç töreni dışarı attığımızda, bazı kıyafetleri, tavırları ve biçimleri değiştirdiğimizde reformun gerçekleştiğini düşünebilir miyiz? Hayır efendiler! Bizim işimiz canların değişmesi ve kurtulmasıdır. Reformun en önemli parçası budur.”
Müjde’nin kendisi aracılığıyla yüreklerde ve yaşamlarda gerçekleşen o reform olmadan; Jonathan Edwards’ın Northampton’da gördüğü gibi, insanların “ayık, düzenli ve iyi bir tür halk” olduklarını ama yine de “kuru kemikler” olarak kaldıklarını görebiliriz. Luther’in geleneğinden bakıldığında Puritanların ve Edwards’ın çağrısı da bir reform çağrısıdır.

Michael Reeves (PhD, King’s College, Londra), Birleşik Krallık'taki Bridgend ve Oxford'da bulunan Union School of Theology'nin başkanı ve teoloji profesörüdür. Üçlü Birlik'ten Zevk Almak; Sevinmek ve Titremek; ve İncil İnsanları gibi birçok kitabın yazarıdır.
Bu makale, Crossway tarafından yayınlanan orijinal İngilizce makaleden izin alınarak çevrilmiştir.
Makalenin orijinali için buraya tıklayınız.

