İsa Mesih Ahlaksızlık Hakkında Ne Öğretti?

İsa Mesih’in Günah ve Ahlaksızlık Üzerine Sözleri
Müjde kitaplarında Rabbimiz’in, insanın içsel ve dışsal yozlaşmışlığına dikkat çektiği çeşitli metinler bulunur. Bunun belki de en net örneği, Markos 7:15–23 ayetlerinde kaydedilmiştir:
“İnsanın dışında olup içine giren hiçbir şey onu kirletemez. İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır.” İsa kalabalığı bırakıp eve girince, öğrencileri O'na bu benzetmenin anlamını sordular. O da onlara, “Demek siz de anlamıyorsunuz, öyle mi?” dedi. “Dışarıdan insanın içine giren hiçbir şeyin onu kirletemeyeceğini bilmiyor musunuz? Dıştan giren, insanın yüreğine değil, midesine gider, oradan da helaya atılır.” İsa bu sözlerle, bütün yiyeceklerin temiz olduğunu bildirmiş oluyordu. İsa şöyle devam etti: “İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır. Çünkü kötü düşünceler, fuhuş, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, kötülük, hile, sefahat, kıskançlık, iftira, kibir ve akılsızlık içten, insanın yüreğinden kaynaklanır. Bu kötülüklerin hepsi içten kaynaklanır ve insanı kirletir.”
Burada tartışılan başka teolojik meseleler (Yahudi dinsel temizlik kuralları açısından neyin temiz neyin kirli olduğu gibi) olsa da, İsa Mesih’in iyimser bir antropoloji (insan bilimi) sunmadığı aşikârdır. O sadece “bütün yiyeceklerin temiz olduğunu” (Markos 7:19) ilan etmekle kalmaz, aynı zamanda tüm insanların kirli olduğunu duyurur. Bir foseptik çukurunda bulunanlar bile, insan yüreğinde bulunanlardan (Yeremya 17:9) daha temizdir. Pavlus’un Romalılar 1:29–31’de günahı hem içsel tutumlar (açgözlülük ve kibir gibi) hem de dışsal eylemler (cinayet ve anne babaya itaatsizlik gibi) olarak tanımlaması gibi; İsa Mesih de içsel günahları ve dışsal günahları birbirinden ayrılamaz ve düşmüş insanlığın tam merkezinde yer alan unsurlar olarak görür.
Mesih başka bir yerde, “Ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır.” (Matta 15:18) ve “Size şunu söyleyeyim, insanlar söyledikleri her boş söz için yargı günü hesap verecekler. Kendi sözlerinizle aklanacak, yine kendi sözlerinizle suçlu çıkarılacaksınız.” (Matta 12:36–37) der. Sözlerimiz, yüreğimize açılan pencerelerdir. Dudaklarımız kirlidir, çünkü yüreklerimiz kirlidir. Dışarıda gördüğümüz o “kötü şeyler”, “içten kaynaklanır” (Markos 7:23). Başımızdan tırnağımıza, bedenimizden ruhumuza kadar tüm benliğimiz her yönüyle yozlaşmıştır.
“Aranızda Günahsız Olan İlk Taşı Atsın”
İsa Mesih’in “İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!” (Yuhanna 8:7) sözü, Tanrı önündeki evrensel suçluluk varsayımı Mesih’in Müjdeler’deki tüm öğretilerinde açıkça görülür. Bu gerçeğin kanıtları çok çeşitlidir. Aşağıda bu iddiayı destekleyen dört kanıt yer almaktadır:
Birincisi, İsa Mesih tüm insanların “kötü” olduğunu öğretir. Mesih, dua hakkındaki öğretisinde göksel Baba’nın cömertliği ile dünyasal bir babanın cömertliği arasında bir benzetme yapar: “Hanginiz kendisinden ekmek isteyen oğluna taş verir? Ya da balık isterse yılan verir? Sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, göklerdeki Babanız'ın, kendisinden dileyenlere güzel armağanlar vereceği çok daha kesin değil mi?” (Matta 7:9–11). Bu karşılaştırmanın amacı insanlığın günahlı doğasını vurgulamak değil, Tanrı’nın bereketli cömertliğini göstermektir. Ancak İsa Mesih’in, “güzel armağanlar veren” dünyasal babaların özünde “kötü” (Grekçe poneroi) olduklarını belirtmesi, insanın doğuştan iyi olduğu görüşüyle çarpıcı bir tezat oluşturur. İsa Mesih’e göre, “iyi şeyler” yapmamız ya da “güzel armağanlar” vermemiz bizim “iyi” olduğumuz anlamına gelmez. “İyi” insanlar bile temelde “kötü”dür.
İkincisi, Ferisi ve vergi görevlisi benzetmesinde (Luka 18:9–14), İsa Mesih vergi görevlisinin kendisini bir “günahkâr” olarak gören gerçekçi bakışını över. Kendisini üstün gören ve kendi doğası hakkında iyimser bir fikre sahip olan Ferisi, tapınaktaki dindarlığına dair gösterişli duasıyla (Luka 18:11–12); kalabalıktan uzakta duran, “gözlerini göğe kaldırmak bile istemeyen, göğsünü döverek” alçakgönüllülükle itirafta bulunan vergi görevlisiyle kıyaslanır: “Tanrım, ben günahkâra merhamet et!” (Luka 18:13). “Kendi doğruluklarına güvenenlere” (Luka 18:9) anlatılan bu benzetmenin can alıcı noktası, kendisini “günahkâr” olarak kabul eden kişinin Tanrı tarafından “aklanmış” olarak evine dönmesi, kendisini “doğru” sanan Ferisi’nin ise aklanmamış olmasıdır.
Üçüncüsü, İsa Mesih, tüm insanların Tanrı’ya ahlaki bir borcu olduğunu öğretir. Yukarıda belirtildiği gibi Mesih, günahkâr kadının bağışlanmasını büyük bir borcun silinmesine benzetir (Luka 7:43). Bir başka örnek Rab’bin Duası’nın son iki dileğinde bulunur: “Suçlarımızı bağışla. Ayartılmamıza izin verme.” (Luka 11:4; Matta 6:12–13). Son bir örnek ise İsa Mesih’in merhametsiz hizmetkâr benzetmesidir (Matta 18:23–35); burada Tanrı’nın günahımızı bağışlaması, “on bin talantlık” bir borcun bağışlanmasına benzetilir (Matta 18:24). “Talant en yüksek para birimi, on bin ise o dönemdeki en yüksek Grekçe sayıydı”; dolayısıyla bu borç “hayal edilemeyecek kadar çok veya en büyük miktardı.” Bu nedenle benzetmenin bu kısmının vurgusu şudur: Borcunu ödeyemeyen hizmetkâr gibi tüm insanlar “Tanrı’ya mümkün olan en derin borç içindedir” ve biz bu astronomik bedeli asla ödeyemeyeceğimiz için, bağışlanma konusundaki tek umudumuz Tanrı’nın bize “acıması” ve borcumuzu silmesidir (Matta 18:27).
Dördüncüsü, Tanrı’nın antlaşma yaptığı halkının bile günahkâr olduğu açıktır. Örneğin İsa Mesih, Kenanlı kadının yalvarışına ve öğrencilerin “Onu gönder gitsin” demesine verdiği yanıtta, yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildiğini söyler (Matta 15:22–24). İsa Mesih, Tanrı tarafından görevlendirilmiş ve “halkını günahlarından kurtarmak” için gönderilmiştir (Matta 1:21). “İsrail halkının kaybolmuş koyunları” ifadesi, tüm ulusu “kaybolmuş” olarak niteler. Onlar ya günahtan kurtuluşa ihtiyaç duydukları için ya da Tanrı yolunda bir önderliğe muhtaç oldukları için (“çobansız koyunlar gibi”; Matta 9:36) kaybolmuşlardır. İsa Mesih on iki öğrencisini gönderdiğinde vurgu, İsrail’in Mesih’i kabul etme ve Göklerin Egemenliği’ni benimseme ihtiyacı üzerinedir. İsrail günahında yalnız değildir. İsa Mesih dua, barışma, kilise disiplini ve günahların bağışlanmasıyla ilgili talimatlarında, Hristiyanların Yeni Antlaşma altında bile düzenli ve tekrarlı bir şekilde diğer Hristiyanlara karşı günah işleyeceklerini varsayar.
Günah sorununa sunulan çözüm evrenseldir. Başka bir deyişle, kurtuluş herkesin ihtiyacı olan bir şey olarak görülür. “Nuh’un günlerinde” (Matta 24:37) olduğu gibi, Mesih döndüğünde de yargısı evrensel olacaktır. Hem Yahudilere hem de “öteki uluslara” ışık müjdeleyen İsa Mesih gibi (Elçilerin İşleri 26:23), elçilere de Müjde’yi “bütün uluslara” duyurmaları buyurulmuştur (Matta 28:19) ki Tanrı “yeryüzünün dört bucağına kurtuluş götürsün” (Elçilerin İşleri 13:47). Açıkça görülüyor ki, karanlıkta yaşayan tüm dünya bu iyi haberin “ışığına” muhtaçtır.
Evrensel Tövbe Çağrısı
Günahın etkileri o kadar yaygındır ki, Vaftizci Yahya, İsa Mesih ve öğrencileri, evrensel yargı ışığında evrensel bir tövbe çağrısında bulunmuşlardır. Müjde kitaplarında ve Elçilerin İşleri’nde kaydedilen ve herkesin günahkâr olduğunu, Tanrı’nın yargısı altında bulunduğunu ve bu nedenle “Tanrı’ya dönmeleri ve Rabbimiz İsa’ya inanmaları gerektiğini” (Elçilerin İşleri 20:21) varsaymayan tek bir vaaz bile yoktur. Tutarlı mesaj şudur: “Her yerdeki bütün insanların tövbe etmesi” (Elçilerin İşleri 17:30) ve “Müjde’ye inanması” (Markos 1:15) gerekir.
Vaftizci Yahya, “günahlarının bağışlanması için tövbe edip vaftiz olmaya çağırarak.” gelecek olan Mesih için yolu hazırlar (Markos 1:4). Onun, “Tövbe edin! Göklerin Egemenliği yaklaşmıştır.” (Matta 3:2) şeklindeki tövbe çağrısı, ayrım gözetmeksizin herkese yapılmıştır. Markos’un kullandığı “bütün” kelimesi, “Bütün Yahudiye halkı ve Yeruşalimliler'in hepsi ona geliyor, günahlarını itiraf ediyor, onun tarafından Şeria Irmağı'nda vaftiz ediliyordu.” (Markos 1:5), Yahya’nın bu evrensel çağrısına verilen uygun karşılık olarak görülür. Yahya’ya göre günahın doğasını açıklamaya veya varlığını savunmaya gerek yoktur. Herkesin itiraf edecek günahları vardır, herkes bu günahları itiraf etmelidir ve herkes Tanrı’nın günahtan arındırmasının bir işareti olarak vaftiz olabilir.
Yahya gibi İsa Mesih de ayrım gözetmeksizin tövbe etmek hakkında vaaz eder (Matta 4:17). İsa Mesih ayrıca gerçek tövbenin doğasını da örneklerle açıklar. İki Oğul benzetmesinde (Matta 21:28–32) ve Kaybolan Oğul benzetmesinde (Luka 15:11–32) Mesih, tövbenin bir zihin değişimini ve ardından Tanrı’ya dönmeyi içeren bir eylemi kapsadığını açıkça belirtir. İlk benzetmede, babasına itaat etmeyeceğini söyleyen oğul “sonradan pişman olup gitti” (Matta 21:29); ikinci benzetmede ise savurgan oğul “aklı başına gelince” (Luka 15:17) tövbenin adımlarını zihninde canlandırdı: Eve yürümek, günahı itiraf etmek ve layık olmadığını kabul etmek (“Kalkıp babamın yanına döneceğim, ona, Baba diyeceğim, Tanrı'ya ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim. Beni işçilerinden biri gibi kabul et.” Luka 15:18–19).
İsa Mesih, tövbenin bir zihin değişimini ve ardından Tanrı’ya dönmeyi içeren bir eylemi kapsadığını açıkça belirtir.
O’nun her yerdeki tüm insanların tövbe etmesi gerektiğini düşündüğünden herhangi bir şüphe duyulursa Pilatus tarafından öldürülen Celileliler hakkındaki sözleri bu tartışmaya son vermelidir:
“İsa onlara şöyle karşılık verdi: “Böyle acı çeken bu Celileliler'in, bütün öbür Celileliler'den daha günahlı olduğunu mu sanıyorsunuz? Size hayır diyorum. Ama tövbe etmezseniz, hepiniz böyle mahvolacaksınız. Ya da, Şiloah'taki kule üzerlerine yıkılınca ölen o on sekiz kişinin, Yeruşalim'de yaşayan öbür insanların hepsinden daha suçlu olduğunu mu sanıyorsunuz?” (Luka 13:2–4)
Philip Ryken’ın özetlediği gibi İsa Mesih’in buradaki vurgusu, “hepimizin Tanrı’nın gazabını hak edecek kadar günahlı olduğumuzdur.” Şöyle devam eder:
“İsa Mesih’in kendisini dinleyenlerle tam olarak nerede ayrıştığına dikkat edin. Kulenin yıkılmasından Tanrı’yı sorumlu tuttukları için onların hatalı olduğunu söylemedi. Mesih bunun da Tanrı’nın egemen kontrolü altında olduğunu biliyordu. Hayır, onlara katılmadığı nokta, Siloam’da ölen insanlardan ahlaki olarak daha üstün oldukları varsayımıydı. Aksine, o trajik kazada ölen insanlar kimseden daha iyi ya da daha kötü değildi. İsa Mesih’in kurbanları tanımlamak için kullandığı kelime ruhsal olarak önemlidir. “Suçlu” olarak çevrilen kelime, borçlular (opheiletai) anlamına gelen Grekçe kelimedir; bu, günahları nedeniyle Tanrı’ya borcu olan insanları tanımlamak için en iyi kelimedir. Michael Wilcock’un yazdığı gibi: “Gerçek şu ki, hepimiz günahkârız, hepimiz tövbeye muhtacız, hepimiz cezayı hak ediyoruz ve hepimiz Tanrı’nın gazabından —en azından yargı gününe kadar— sadece O’nun merhameti sayesinde korunuyoruz.”
İsa Mesih’in elçileri, Mesih’in ve Yahya’nın sözlerinde bulduğumuz bu yolu izlediler. Elçilerin İşleri’ndeki vaazlarında elçiler defalarca tövbe çağrısında bulunurlar. Hem Yahudiler hem de uluslar (Grekçe Gentiles), gelecek olan yargı ışığında tövbe ve iman etmeye çağrılırlar: “Önce Şam ve Yeruşalim halkını, sonra bütün Yahudiye bölgesini ve öteki ulusları, tövbe edip Tanrı'ya dönmeye ve bu tövbeye yaraşır işler yapmaya çağırdım.” (Elçilerin İşleri 26:20). Ayrıca, İsa Mesih hakkındaki bu Müjde’ye güvenirlerse günahlarının bağışlanacağı vaat edilir.

Douglas Sean O’Donnell (Aberdeen Üniversitesi Doktora derecesi), Crossway'de Kutsal Kitap ve kilise kaynakları editörlüğünden sorumlu kıdemli başkan yardımcısıdır ve ESV Çeviri Denetleme Komitesi üyesi ve Pastör Teologlar Merkezi'nin Kıdemli Üyesidir. Yorum kitapları, Kutsal Kitap çalışmaları, ibadet kitapları ve çocuk müfredatı da dahil olmak üzere yirmiyi aşkın kitap yazmıştır. Yazarlığının yanı sıra, Crossway'in Yunanca Yeni Ahit Yorumu, Özlü Kutsal Kitap Yorumu, Sohbet Yorumu ve Kutsal Yazılar Üzerine Reformcu Teolojik Yorum gibi birçok önemli yorum serisine editör olarak katkıda bulunmaktadır. "Knowing the Bible" serisinin genel editörü ve "The Sing! Hymnal"ın ayin ve Kutsal Yazılar editörüdür.
Bu makale, Crossway tarafından yayınlanan orijinal İngilizce makaleden izin alınarak çevrilmiştir.
Makalenin orijinali için buraya tıklayınız.

